10 Aralık 2012 Pazartesi

14 yıl sonra babaya ait Zippoyu kullanmaya başlamak.

Hayatımın boktan düzenine alışmayı hala reddediyorum. Son yazdığımdan bu yana yaşamımın dip köşelerinden kazıdığım mutsuzluklar,nemli ortamda hayata kavuşan mantarlar gibi tekrar sarmaya başladılar aklımın içini.

Bu kadar üst üste yaşanan saçmalıklar sonrasında bir sıkıntı olacağı belliydi zaten. Dün uzun zamandan sonra bir blackout daha yaşadım. Ayıldığımda iki hocamı duvara fırlatmış,diğer ikisini yumruklamış, kendimi ise her yerimde morluklar,kırılmış tırnaklar ve tırlamalanmış bir boğazla buldum. - Uzun süre alınamayan nefes, insanların seslerinin tiz bir uğultuya dönüşmesi ve her şeyin, tüm görselliğin tekrar yerli yerine oturması.. - Hiç kimse beni haksız yere rencide edemez, özellikle yalancılıkla suçlayamaz. Kadını öldürmeye kalkmam gayet normaldi aslında, eğer çemkirdikten sonra bir de korkup kendini sınıfa kapamasaydı daha mutlu olabilrdim.
Midem tekrar kötüleşiyor, saçlarım dökülüyor bazen. Tanrım, bu sefer kendimi toplamam biraz zaman alacak.

İnsanlara gülümseyip " HER LANET ŞEYİN MÜKEMMEL BİR DÜZENDE " gittiğini ve " O KADAR KORKUNÇ BİR MUTLULUK YAŞIYORUM Kİ GÖRSEN KAÇARSIN " alt metinini vermekten gına gelmiş durumda. Ayrıca sevdiğim adamın resmen ağzıma sıçması, üstüne yalan söyleyip bir de sevgili yapması  ( hem de okulundaki EN UYUZ OLDUĞUM kadınla ) da harika oldu. -ki o yalanlar yüzüme yüzüme söylenirken de zaten o kadın varmış yani. vay be rahatlığa bak. Dünyada dürüstlüğü yüzünden hayatı sikilen tek gerizekalı ben miyim acaba?

Ailem de iyice kafayı yedi zaten, arkadaş ortamımda bir tane mutlu insan yok ve ben gerçekten delirmek üzereyim. Eski sevgililerim tarafından resmen taciz ediliyorum filan. Tükürdüğümü yalatacaklarmış, ana fikir bu. İnsanlar çok işsiz, dürüst olup ne olduklarını suratlarına vurmam da rahatsız etmiş olmalı.
Sonuçta çağımızın en büyük hastalığı butthurt. yapacak bir şey yok.

Çalışmaya başladım. Konsept tasarımcı olarak. Şu ara beni mutlu eden tek şey o. Her şeyden uzaklaşıp sadece işime konsantre oluyorum, kitap okuyorum, dizi izliyorum ya da bir kaç film bir de şu korku öyküleri yarışmasına yazı yazıyorum. Sadece aklımı dağıtmak için.Sadece kendime bir alan yaratmak ve o alan içerisinde nefes alabilmek için. Herkesten kaçıyorum, her şeyden. Arkama bakmadan koşarak uzaklaşıyorum yanıma yaklaşan tüm düşüncelerden.
Artık savaşmak istemiyorum, artık kimseyi mutlu etmek zorunda kalmak istemiyorum.
Tek ihtiyacım biraz huzur, biraz sessizlik.
Sanki içimde bir yerlerde bir şeyler düğümlü kaldı ve asla açamayacakmışım gibi..

Savaşa devam, ayakta öleceğiz..




13 Kasım 2012 Salı

dreams.

.. ve ölüme bir gün daha yaklaştım.

5 Kasım 2012 Pazartesi

Naber.

Deli sikmedikçe sevgilisi olan bi adamdan, ya da " THE ONE " takıntısı olan adamlardan hoşlanmayın&aşık olmayın&etkilenmeyin vs.. hatta elinizdeyse arkanıza bakmadan kaçın.

Ben hayatımda böyle bir saçmalık görmedim yemin ediyorum.

18 Ekim 2012 Perşembe

İç.

Dokunduğun her şeyi öldürmesen, bu kadar sevmezdim seni.
ve Sonbahar a benzemesen.
hem
çürük çiçekler aklıma takılıyor seni gördükçe, çamura boğulmuş havuzlar,
karanlığa yağan bir yağmur gibi.
diyorum ya,bu kadar boğulmasan sevmezdim seni.
Yokluğunun tozlu izleri zihni işgal ederken
ne zordur,
sessizliğinde yüzmek bu deli gezegenin
tırpanlarında ölü düşler bilemek..
bekleyişlerine yeni hüzünler yazmak.
Bu denli gri olmasan sevmezdim seni.
Siyah a bulanmış bir parça çocukluk
ve karmakarışık bir valizin ardında sürüklediği geçmiş.
Taşınan ruhlar artık çok uzakta
bekleyenlere ne yazık.
Ne yazık, prematüre aşkların sudan kafatasını ezen geçmişlere.
ayaklarımıza dolanan,bir türlü geçmeyen o katran izlerine 
ne yazık.
Diyorum ya, 
simsiyah bir ateşin, küllenmeyen alevi gibi
bu kadar yanmasan sevemezdim seni.

17 Ekim 2012 Çarşamba

Stuck


Gidecek bir yer yok sanıyordum,
kaybolacak bir yer daha yok.
Sanmaktan ibaretmiş.
Şimdi kendimleyim.

16 Ekim 2012 Salı

Fragile

" ... bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu 
yalvarırım onu okuma Çarşamba günleri. "

C.S

11 Ekim 2012 Perşembe

deliremedim.

Cevap duysaydım belki kendimi bu kadar siklenmiyor hissetmezdim.

Basit bir cevap bile mi korkutuyor bizi bu kadar?
ya da nezaket hayatımızın tozlu köşelerinden ace ferahlığına mı kavuştu?

.
Ruhumun temelleri çatırdıyor.

Yani.

Saçlarım. Saç diplerim yanıyor.
Zihnimin üstünü kaplayan sis perdesi, içinde,
Canım kırılıyor
yağmur yağıyor
Karanlık.

2 Ekim 2012 Salı

30 Eylül 2012 Pazar

heyelan.

Hevesimi kıran insanların suratlarını morningstarla parçalamak istiyorum.

29 Eylül 2012 Cumartesi

Truth


 "  Durup düşününce insan hayatının dönüm noktalarını ,tek bir sonuca varır hep.

 Çok değiştim... değişiklikleri kaldıramaz kimisi,bazı insanlar da gurur duyar, umursamayanlar da vardır elbet.Bense ne düşüneceğimi bilemiyorum.
         
Hayatımın en belirgin dönüm noktasını anımsadığımda iki yol çıkıyor karşıma. Ya yaşadıklarımı reddedip deli olduğuma inanmalı ya da olayları gerçekmiş gibi varsayıp başkasna anlatmalı ve onu inandırmalı. Başka türlü meşrulaştırmak imkansız çünkü olanları.  "


27 Eylül 2012 Perşembe

The Secret Path

kendi kendimi ittiğim bu küçük uçurum parçasına

düşüyorum.

24 Eylül 2012 Pazartesi

Nightwing #2

Her şeyin üst üste denk geldiği zamanları o kadar seviyorum ki gerçekten.
Bir kere indirmiş bulunduk ya gardımızı, çekinmeyin, sağlı sollu girişin ruhumun ortasına lütfen. 
Öyle bir keyifsizlik ki bu, değil insanlardan uzaklaşmak, kendimden bile uzaklaşıyorum.
Öyle soğuk bir saldırganlık var ki. Bütün gün suratımın ortasına beton döşemişler gibi geziyorum.
Kimseye nedenini de anlatmıyorsun işte. Tüm sorular cevapsız. Daha ben bana nolduğunu bilemezken insanlara ne diyeceğim lan zaten? Kimin eline neden koz vereyim? İnsan dediğin, yakaladığı her zayıflığında orayı deşmek için elinden geleni yapan bir yaratık. İşte bu yüzden yalnızlık bu deliktekilerin en sadık dostu..

-  Öyle kötü zamanlamalara oynuyorum ki kartlarımı. Nasıl denk getiriyorum ben bile şaşırıyorum.

 Okul açıldı bok varmış gibi. Yani bıraksan temeline dinamit döşerim.
O kalabalık, o boş beyinler. Derslerden A alıp zeki olduğunu sanan bi avuç gerizekalıya katlanmaktan nefret ediyorum.Amcamdan para almaktan nefret ediyorum, onun bana bakmasından, kendi ayaklarımın üzerinde duracak parayı kazanamamaktan nefret ediyorum. Babamı özlüyorum. Sanki hiç bir şey yokmuş gibi davranıyorum. Sanki bir ruhum yokmuş ve kimse beni yaralayamazmış gibi. Duvarmışım gibi, soğuk, mesafeli.
Her şeye, herkese.

İnsan değilmişim gibi, kadın değilmişim gibi, bir kalbim yokmuş ve hiç kırılamazmış gibi..

WTF

Otobüse bindiğimde kapıya yakın bi yerde oturamamışsam acayip panik oluyorum koltukları söküp insanlara yediresim geliyor.

22 Eylül 2012 Cumartesi

Just don't want to live - in a dream one more day.

İnsan denen varlık ne kadar boş ve düşüncesizdir - ve ne kadar empatiden uzaklaşmıştır o boktan egosu yüzünden.

O pedofili geyiklerinizi alıp kıçınıza sokabilirsiniz. O iğrenç " pedo bear " geyiklerinizi alıp ana rahmine doğru acılı bir yolculuk yapabilirsiniz. Çok komik değil mi ya? Hahah, çok komik gerçekten. Sikik sokuk,leş egonuzu insanların acıları üzerinden besleyin lütfen olur mu? O geniş ahlak anlayışınıza " coolluk " katmanın başka bir yolu yok çünkü. Yok yani. O lağım çukuruna dönmüş ağızlarınızla konuşmaya,gülmeye,içki masalarınızın eğlendirici unsuru yapmaya devam edin bunu.


O korkuyu hiç tanımadınız. Yıllar boyu süren bi işkenceye tabii tutulup kimseye söyleyememenin -UTANMANIN- nasıl bir şey olduğunu bilmediniz.Ailenizden kaçmanın,saldırganlaşmanın,evin içinde yürüyen bir ölüye dönüşüp yastık altında kesici-delici alet yuvası oluşturmanın,kapıların arkasına sandalye dayamadan uyuyamamanın nasıl manyakça bir davranış olduğunu hiç anlamadınız.

Büyüdüğünüzde ardınızdan getirdiğiniz bu tür bi karabasan olmadı çünkü. O utancın nasıl bir şey olduğunu gerçekten bilmediniz. Sırf ailenizin adımız çıkar korkusuyla susturulmadınız.Şimdi nerede olduğu belli olmayan o orospu çocuğunun 9 yaşında bir kız çocuğunun üvey babası olduğunu öğrenip cinnet geçirmediniz.Doğru, nasıl bilebilirsiniz ki. Siz bunları sadece duydunuz. Yaşamadınız. Yaşanan tüm tecavüz-taciz hikayelerine olduğu gibi buna da kayıtsız kaldınız.
Başınıza gelmesinden korkmaktan başka hiç bir şey yapmadınız.O samimiyetsiz üzüntülerinizi ve o sikik klavyenizi alıp kıçınıza sokun lütfen.
Çünkü internet ortamında " ALLAH BELALARINI VERSİN ", " ASALIM KESELİM " demekten başka bi boka yaradığınız yok. Siz daha kendi çocuklarınızı,ailelerinizi koruyamayacak kapasitedeyken, bu dünyaya daha sonra kafayı yiyecek olan bir ton çocuk getirmekten başka bir halta yaramazsınız çünkü.Bu küçük bir problemdir zira. Eğitmez,öğretmezsiniz. Üzülmeyi siktir edin, hiç kimse bunları yaşayanlara üzülmenizi istemiyor zaten. Ama siz değil etrafınızdakileri aydınlatmak,bunu bile idrak edemeyen birer beyinsiz sürüsüsünüz. Siz bunlarla dalga geçmekten başka bir sike yaramazsınız.

Düşünmeden konuşmaya devam edin. Empati kurmanın ne demek olduğunu anlayamadan boş boş konuşmaya devam edin. Gördüklerinize ses çıkarmamaya devam edip,susarak bu orospu çocuklarının artmasına izin verin. Gerçekleri toz pembe bir gözlük ardından uyuşarak izlemeye devam edin.Ben de ortamınızın " Drama Queen " i olmaya devam edeyim mesela. Siz konuştukça, siz sustukça ben içinizdeki pislikleri yazmaya devam edeyim. Biliyor musunuz, teker teker suratlarınıza kusabilmeyi o kadar isterdim ki. Neyse ki, ne size ne de sizin gibi bir avuç yaratığa kendimi acındırmaya ihtiyacım var. Bunu bile anlayacak kadar insanlık yok siz de çünkü. Şu yazdıklarımı okuyup değil ana fikrini kavramak, değinmek istediğim noktanın ne olduğunu farketmeden bile " Öaaaf kendini acındırıyooooa " diyebilecek bir ton orospu evladı tanıyorum çünkü.


Umarım sizin gibilerin yeryüzünün eşiğinden yavaş yavaş kazınıp gittiğini görecek vaktim olur.

Gerçi,siz çekeceğiniz o acıya bile değmezsiniz ya, neyse..

14 Eylül 2012 Cuma

4:30 (The Grand Finale)

İki gün önce neredeysem,aynı bulunduğum noktadan yazıyorum bunu da. Aynı pencereler ve üçlü koltuk,aynı gece,rüzgargülleri ve soğuk balkon demirleri. Her şey iki gün önceki gibi. Yarın eve dönüyorum. resmen kuzenimin eve kamp kurmuş gibiyim. Ruh sağlığım mahvolduğundan ne saçıma başıma ne kendi ruhuma özen gösteriyorum.Bir yabani ot gibi yaşıyorum son bir haftadır.

 Kimse bana okul durumumu sormasa keşke.
Geçen densiz devenin teki "Hacı 35 yaşına gelince mi okul bitircen hala okuyo musun sen yeaaa " dedi.
Yavşağa bak sen. Ne zamandır benim okul hayatım senin o aşağılık egonu tatmin edeceğin bir araç oldu lan at hırsızı? Al kafasını betona sok işte. Sonra da bu kadın şiddet eğilimli olsun. harika.

Elinden geleni yap ailen asla tatmin olmasın,hep platonik kal,hep insanlardan uzak dur tamam mı sen.

Buralar hep Araf.

12 Eylül 2012 Çarşamba

03:30 (1. kısım)

Kuzenimin kocaman ve geniş pencerelere sahip öğrenci işi evinin üçlü koltuğuna uzanmış, karşı balkonun demirlerinde çılgınlarcasına dönen rüzgargüllerine bakarak yazıyorum bunu.
Sigaram bir buçuk saat önce bitti ve tırnak diplerim sızlıyor.
Yattığım yerden tüm gökyüzünü,geceyi izleyebiliyorum. (elimde olsa şehrin tüm ışıklarını söndürürdüm.) Buraya kadar iyi de, genele bakacak olursak, hayatımdaki her şey tepetaklak olmuş durumda. Sınavdan kalmam - o lanet sınavdan sikik bir üç buçuk puan için kalmam - , aylardır " oha - ilk kez - aynı dilden konuştuğum bir adam " deyip hala açılamadığım kişinin başka bir kadından hoşlandığı hissine kapılmam, %90 ından hunharca nefret ettiğim insanlarla olmayan ilişkim ve aile haraslamasına bol bol maruz kalmış olmam.

 YETER.

Neden ben insanlara " insanlarmış gibi " davranmaya çalıştıkça bana hayvan gibi davranıyorlar acaba. Cehennemin dibine kadar yolunuz var.
Kadın arkadaşım kalmadı. Olmasın da, zira dünyanın en yalancı,sahtekar,iki yüzlü cinsi kadınlar gerçekten. İki erkek görür kıçı başı ayrı oynar, arkadaşım dediği insanın arkasından sallar tutar yüzüne kardeş kesilir, arkadaşlarının eski sevgililerine kadar yüz verip sonra masum rolüne bürünür.
Bi siktirin gidin be. Bir de hemcinsim olacaksınız. utanıyorum ya utanıyorum sizden lan resmen.
Erkek arkadaşım da kalmadı gerçi. " EĞER BEN SANA, ABİ - OLUM - BRO - LAN DİYORSAM SADECE ARKADAŞIMSINDIR. " Bilmem anlatabiliyor muyum.
Kadınsızlıktan,özgüven eksikliğinden beyninizi yediniz resmen. Geldiğiniz gibi ana rahmine geri dönebilirsiniz.Size arkadaş diyip vaktimi harcayan kafama da sıçayım ben.

1 Eylül 2012 Cumartesi

Yeni farkettim. ( bir salagın anıları vol.bilmemkaç )

Reddedilmekten korktuğum doğrudur.
Bundandır adım at(a)mayışım.

31 Ağustos 2012 Cuma

Thom Yorke demis ki..

" i don't wanna be your friend
i just wanna be your lover

no matter how it ends
no matter how it start. "

28 Ağustos 2012 Salı

How Is Your Life Today?

İçim o kadar karanlık ki, yazmak bile istemiyorum
ondan uğramamaya çalışıyorum aslında buralara bir süredir.
Sanki her şey iyi gidiyormuş gibi göz kırparken bir anda kumdan bir kale gibi dağılıp gitti ellerimin arasından.
Bu ara böyle hissediyorum,sanki her şeyi düzeltmek için bir şansım olmuş ta ben o şansı çiğneyip tükürmüşüm gibi.
Kendimden beklenmeyecek davranışlara giriyorum. Uzun zamandır olmuyordu,korkmaya başlıyorum.
Dün Alper'i aradım ve bana müsait bi zamanda elinin tersini geçirmesi gerektiğini söyledim.Neyse ki o hala benim kadim dostum ve her ne kadar göstermeyi sevmese de sanırım beynimin içinden geçenleri bazen anlayabiliyor.Buna ihtiyacım var,bazen gerçekten düşüyorum,bazen gerçekten kendime yeni bir türmüşüm gibi yabancılaşıyorum.Sanki düşünen,hareket eden ben değilmişim gibi.Bazen kendimi gerçekten tanıyamıyorum.

Tüm beklentilerimi yitirmiş durumdayım. Oysa neden beklenti içine girdiğimi de hatırlamıyorum.
Kalbimin kırılmaması için herhangi bir kişi ve ya durumdan beklenti duymamayı öğrenmiştim halbuki.
İnsanlık işte,bazen ustalaştığımız konularda bile su sızdırabiliyormuşuz meğer. Neyse ki hala kendimi toparlayıp tıkayabiliyorum beynimde açtığım delikleri.

Sağlığım bok gibi bir durumda. Dün gece gene az kalsın hastahanelik oluyordum. Ameliyat olmam gerekiyormuş.Bu gidişle kalbim ağzımdan çıkacak sanırım. Aslında önemsiz bir ameliyat ama masada kalacağıma o kadar inanıyorum ki, annem hislerimin ve enerjimin bunu gerçekleştireceğine olan inancından dolayı bir türlü beni kolumdan tutup o boktan metal zımbırtıların altına yatırmıyor.

Hep bir mesafe vardı aslında ama ne kadar çabuk girmiş bu uçurum aramıza? Hatırlamıyorum..
Dün bana küçükken yazıp masanın üzerine bıraktığım yazılardan bahsetti. Ondan nefret ettiğimi,babam yerine onun ölmesi gerektiğini yazdığım bir ton yazı. Hatırlamıyorum. Saçmasapan bir suçluluk duygusu yarattı gene.Aslında hayatımdaki en güçlü kadın hep o olmuştur yani. Zamanında,şu an etrafta erkek diye gezen beş para etmez sünepelerin çeyreğini bile yapamayacağı bir yüreklilik göstererek zihinsel ölümün eşiğinden aldı beni. Sanırım onun bu kadar güçlü olması ve ona dönüşmek zorunda kalmanın acısıydı tüm o yazdıklarım.
Bilmiyorum. 
İki gündür çok sigara içiyorum ve gerekmedikçe konuşmuyorum. Nedem böyle şeyler yazdığımı hatırlamıyorum.

bilmiyorum.




21 Ağustos 2012 Salı

18 Ağustos 2012 Cumartesi

Down down down.

Zincirleme sigara arasında küçük bir nefes boşluğundayım.
Eğer duyacağınız cevaplar sizi rahatsız edecekse lütfen soru sormayınız.
Nefretim ve rahatsızlığın olağanca hızıyla kulaklarınıza doluşacak çünkü.
Buna hazır mısınız acaba sevgili ailem? arkadaş sandıklarım? hayatımın asfaltına sıçıp giden şuursuz insan müsveddeleri?



16 Ağustos 2012 Perşembe

Her yerde.

KADININ YAVŞAĞINDAN ÖYLE NEFRET EDİYORUM Kİ HEPSİNİ ÇÖP TENEKESİNE ATIP YAKMAK SONRA DA ÜZERLERİNE KUSMAK İSTİYORUM.

15 Ağustos 2012 Çarşamba

I'm done.

Başkalarının kim olduğu, ne halt ettikleri, kimleri sevip kimlerden nefret ettikleri hiç önemli değil.
Hepsi cehennemin dibine gidebilir. Daha fazla savaş vermiyorum. Bitti, buraya kadar.
Sen bu'sun, kusurlarınla,iğrenç bedeninle,gerizekalılığınla,duygusallığınla,dünya çok soğuk ve karanlık tribinle,herkesin eleştirdiği doğrularınla BU'SUN ve değişmeyeceksin. 
Bu kadar.

Blind

Sen hayatındaki insanlara değer veriyorsun diye onlar da sana değer vermek zorunda değil. Neden illa bunu yaşayarak görmek zorundayım ki? bu kadar mı gerizekalıyım, bu kadar mı beyin yerine sikik bir et parçası taşıyorum acaba kafatasımın içerisinde?

Sen sana özel sandığın kalbindeki o çemberi o kadar daralttın ki hiç kimseyi içeri sokamıyorsun artık. İnan bana içeridekiler de sandığın kadar sevmiyorlar seni. Bu kadar aciz miyiz acaba? Sevdiklerimiz tarafından koşulsuzca sevilmeyi istemek .. acizlik mi,bencillik mi,lanet bir sevgi açlığı mı.. neyse, her neyse.


Neden her geçen gün kendimden nefret edecek daha çok sebep çıkarıyorum kendime?

Yalnızsın, yalnız kalacaksın. Bu bir döngü bile değil. Bu senin sıkışıp çıkamadığın küçük bir mengene.
Senin insanlığın kadar küçük,zevklerin,hislerin,düşüncelerin,sevdiklerin,benliğin ve harcadığın nefes kadar küçük. Kimse seni burdan kurtarmayacak.

Şimdiden alışsan iyi edersin. Bunu o lanet kafana sok. 


14 Ağustos 2012 Salı

Shine on you crazy diamond.

Belki farkında olmasak, bu kadar canımız yanmazdı.

13 Ağustos 2012 Pazartesi

shit happens.

Bazen, ne için çabalıyorum diye düşünüyorum.
Ne için uğraşıyorum acaba. O kadar boş ki, o kadar bomboş bir karanlık ki içimde duran şey, tüm hayatımı içinde kaybediyorum.

12 Ağustos 2012 Pazar

Snowhite.

Kırmızı elmalar hediye ettim bugün zihnimin Pamuk Prensesine..

10 Ağustos 2012 Cuma

hiç bir şey yapmak istemiyorum sonra.

Yanlış zaman yakalamayı çok iyi bilirim. Mükemmeldir zamanlama hatalarım yani.

Tebrik ediyorum kendimi gerçekten, büyük başarı bunlar hep.

Bugün çok drama queen'im.

- Gece olmasını bir türlü engelleyemiyorsun.
- Aslında gece'ye bayılırım.
- bazen beyin felcine uğramış gibi hissediyorum
- içim feci sıkılıyor
- futurama ve batman'in çizgi filmini izledim bol bol.
- paranoya yapıyorum.
- bundan nefret ediyorum.
- içime bi hüzün parçası yapıştı, eğer gece bitene kadar geçmezse ciğerlere porçözle giricem yemin ediyorum.
- bugün bol bol sigaram var
- ice-tea var bi de. ama sanırım kahve içicem.
- gene ortaya çıktı.
- bugün üst komşu tepemde tepinirken duvara kova fırlattım. boş vileda    kovası.
- sesleri çıkmıyor şimdilik.
- sevdiklerimi kıskanabiliyorum.
- hayatta çaktırmam.
- birinden hoşlandığımda acayip belli ediyormuşum gibi geliyor.
- ediyor muyum lan yoksa?
- çiçeklerime su vermeyi unuttum. içime pişmanlık çöktü.
- bol bol scion okudum.
- şu hayatta başlayıp bitirmeyi beceremediğim bir tane kitap var.
- yazmamın nedeni içimdeki şu hissi atmak ama bir işe yaramıyor.
- bugünün en saçma videosu : " Meeting Robbie Williams on Chatroulette " adam kafayı acayip bulmuş.
- hava geceleri inanılmaz serinlemiş durumda, neyse ki.
- aslında konuşasım var ama muhabbete nereden gireceğimi bilemiyorum bazen.
- bugün çok güzel bir kolaj yaptım. dijital sanat pek bana göre değil. el işi her zaman en iyisidir.
- DERS ÇALIŞTIM. ( garip ama gerçek )
- Wikipedia da gezinmek hoşuma gidiyor.
- Kafam çok leyla, dikkatsizlikte sınırları zorluyorum.
- sanki bir şeyler yolunda gitmiyormuş gibi, ne olduğunu çözemedim.
- içinde milka ineği ve haribo ayısı yatan insanları sevme ihtimalim diğerlerine göre baya yüksek.
- bunun nasıl bişey olduğunu sadece ben anlayabilirim. şu an hayatımda olan üç beş insanın da hepsi öyle zaten.
- hiç yoktan iyidir.
- bazı yazıları okurken,yazar benim ruh ikizim galiba diyorum.
- zira düşünüp dile getiremediğim,yazamadığım çok şey var.
- sorulan tüm sorulara doğru yanıt vermek ZORUNDAYIM. lanet gibi.
- yoksa kafayı yiyorum içim hiç rahat etmiyor. bu başıma bela açmıyor da değil tabii ki.
- dün gece çok saçmasapan rüyalar gördüm. bugün uyumamamın nedeni de o.
- bitti.

Nightwing


Ne zaman değişecek?
Bir adım atıp bu boktan döngüyü kırmam gerektiğini biliyorum. Eğer bu cesareti elde edemezsem, elimde kalan son istek kırıntılarıyla ruhumda büyüttüğüm tüm hevesler,istekler,sevgiler ölüp gidecek. Neden her şey iğrenç bir yarış içinde dönmek zorunda ki? Bazen o kadar çok düşünüyorum ki bunları, sanırsın dünyanın en büyük çabasını göstermişim. Oysa bir adım atacak olsam öyle zor geliyor, İmkansız oluyor hemen. Zaten insanlar yüzünden yaşamaktan nefret etmişsin, böyle olunca da tamamen vazgeçiyorsun onlarla olan tüm ilişkilerinden işte.

Olabilecek tüm şeylerin vaktinin gelmesini beklemekten,yalnızca öylece durmaktan o kadar sıkıldım ki. Korku çünkü bu. O kadar korkuyorsun ki, çaba göstermek yerine her şeyin " olacaksa olur " mantığı içinde gerçekleşmesini bekliyorsun. Doğal rutin falan da değil bu. Hani öylece durup beklediğin zaman da bir bok olmayacak. Bir yerinden tutabilsem, devamı gelecek,sanırım bitmek üzere olsa da hala biraz umudum var. Sonuç bir " yenilgi " (!) olsa da vazgeçmeyi düşünmüyorum.

Bu sefer siktir olup gideceğim bu döngüden.

Geldiler.

Bazı kadınlar fırsat bulduklarında çok iğrençleşebiliyorlar hakikaten.
Benliklerini oynadıkları oyunlara ve söyledikleri yalanlara kaptırıp, kendilerini birer femme fatale sanmalarından tiksiniyorum. Bu tarz tipler kendi istediklerinin olması uğruna ruhlarını satacak kadar bayağılaşabiliyor işte. Her yerden çıkar, bir köpeğin kendi alanını işaretlemesi gibi oraya buraya izlerini bırakıp gözüne sokarlar. yetmez, doyurulmayan bir açlık gibi büyüyen kıskançlıklarıyla sevdiğin her şeyi elinden almaya çalışırlar. Güzelliğine baksan yaldızlıdır,büyülüdür ama biraz direnip kazıdığın zaman altından çıkan böcek sürüsüdür tek görüp görebileceğin.

Neyse ki,uzak durmayı öğrendik.

9 Ağustos 2012 Perşembe

I have a headache #2

- Kafamın sol tarafını hissetmiyorum.
- 1 tane sigaram kaldı.
- canım süt istiyor. (kahve yok ya.)
- Bugün kızılaydan bahçelievler e yürüdüm. aslında çok normal bişey ama bana çok garip geldi.
- bacaklarım acıyor biraz.
- üşeniyorum.
- " Sebastian Bach attacking a fan " adlı bir video izledim. (bunu neden yaptığım hakkında zerre fikrim yok)
- uyumam lazım.
- kahrolsun diyetler,dondurma yemeyi acayip özledim.
- pilates.
- acı yok rocky
- uykum yok.
- gene çok sigara içtim
- adriaaaan.
- ağrı kesici kullanmayı sevmiyorum.
- gideyim ben.

Şu an üzüldüm.

Evde kahve yok.

Supernatural'ın 6. sezonu hala çok kötü. (seyredemiyorum.)

Neden insan birinden hoşlandığı zaman gerizekalıya dönüşür? Değil düzgün konuşmak, adam akıllı cümle bile kuramıyosun ya.

Ses tonu bile değişiyor insanın. Böyle viyak viyak, evlerden ırak yemin ediyorum. Saçma sapan tripler, ağız yüz kayması, gülmekten çok höaohaujgo gibi sesler çıkarmak. Olduğun gibi olamıyorsun işte. Olsan en azından akıl sağlığın yerinde görünecek yani.

Hayır çaktırmayayım dedikçe iyice sıçılıyor ortamın içine, akıllanılmıyor bi de yani,bi şekilde devam edip görüyor insan ebesininkini.
Sonuç olarak, böyle tiplerin hoşlanan yerlerini bir hayır sahibi,aklı başında bir insan evladının çıkıp bi bükmesi lazım ki er kişi, hatun kişi bi kendisine gelsin.

Yemin ediyorum ağzının ortasına atla vurası geliyor insanın.

Yakıcam hepimizi o olacak.

8 Ağustos 2012 Çarşamba

Rabbit Heart.


The looking glass so shiny and new
How quickly the glamor fades
I start spinning slipping out of time
Was that the wrong pill to take (Raise it up)
You made a deal and now it seems you have to offer up
But will it ever be enough?
Raise it up raise it up
It's not enough
Raise it up raise it up

Here I am a rabbit hearted girl
Frozen in the headlights
It seems I´ve made the final sacrifice

We raise it up
This offering
We raise it up


I must become a lion hearted girl
Ready for a fight
Before I make the final sacrifice

We raise it up
This offering
We raise it up.

7 Ağustos 2012 Salı

I Need You

- Dünyanın en huzurlu anı vol.bilmemkaç -

Evde yapayalnızken,

Yağmur odana kadar girmeye başladıysa ve ortalık rüzgardan geçilmiyorsa,
Sade bir kahve yaptıysan en çamurundan (sütlü şekerli kahve mi olur? onu içeceğine çöp suyu iç daha iyi.)
Ayaklarını cama doğru uzatıp Lynyrd Skynyrd'ın kulaklarından beynine doğru dolup taşmasına izin veriyorsan,
Bir sigara yakıp, yeni aldığın kitabın kapağını açmayı başarabiliyorsan eğer,

dünyanın-nadir-huzurlu-ve-mutlu- anlarından birini yaşıyorsun demektir.


tadını çıkar.

4 Ağustos 2012 Cumartesi

dysfunctional

Gurursuz götler için kapınızın önüne bi kap su koyun da içip kendilerine gelsin pezevenkler.

3 Ağustos 2012 Cuma

Falling

İnsanları anlamamaya devam ediyorum. Bunun için ekstra gösterdiğim bir çaba olmamasına rağmen hem de.
Yalanlar,kıskançlıklar,entrikalar ve çıkarcılıklarıyla ördükleri demirden bir zincirin ucunda sallandırmaya uğraşıyorlar beni.


Yalnızca çıkarları için yaşayan insanlardan nefret ediyorum. NEFRET EDİYORUM.
Hayatıma dahil olmaya uğraşıp,sonra kendilerine dönüşmem için upuzun vaazlar veren insanlardan tiksiniyorum.Kendim gibi birini bulamayacaksam eğer bir gün, yalnız kalmak istiyorum. Böyle bir düzenin içinde yapayalnız kalmak istiyorum.
Hissetmemek,düşünmemek. Yalnızca göğüs kafesimin içinde yanıp duran ve asla sönmeyecek o stabil ateşle barışmayı, bir okyanus gibi dingin yaşamayı istiyorum ben. 


Etrafımdaki herkes, "ben" olduğum için pes ediyor. Dikenlerim ve zehirli çiçeklerim onlar için o kadar yabancı ki. Onlar, kendi çıkarlarını yalandan bir süsle kaplayıp birbirlerine yedirirlerken, ben arkama bakmadan uzaklaşmak istiyorum yalnızca yalandan oluşmuş bu boktan yeryüzünden. Hiç kimse anlamıyor mu,hiç kimse göremiyor mu tüm bu olan biteni? Kendisine bile dürüst olamayan bir avuç zavallı olduğumuzu farkeden kimse yok mu buralarda? Yalnızca fiziksel özelliklerine bakarak, vücutsal ve ruhsal boşluklarını doldurmak için karşısındaki insana aşık olduğunu iddia eden, kendi pisliklerini başkalarına temizleterek dost olduğunu iddia eden, kafasındaki tüm kalıplaşmış düşüncelerini zorla boğazından sokarak bunun senin için iyi olduğuna karar veren ve iyi bir aile olduğunu iddia eden, üç kuruş daha fazla para kazanmak için kompleksine yenilip seni yerden yere vurarak hoca olduğunu iddia eden, otobüse dolmuşa bindiğinde sırf tipinden,dinlediğin müzikten hatta sadece yaptığın makyajdan dolayı duyduğun " cık cık " larla ve üzerine inen bakışlarla seni yargılayıp " insan " olduğunu iddia eden bu orospu çocuklarının yanında daha fazla yaşamak istemiyorum.


İnsanlar birbirlerini aldatıyor,yalan söylüyor,öldürüyor,en derin sırlarını siktiriboktan muhabbetlerinin mezesi yapıyor.


 Çok sıkıldım. Yapacak bir şey bulamamamla alakalı değil aslında bu. Böyle bir düzenin boktan bir halkası olmak istemiyorum. Bu zavallıların etrafında dönüp durmak istemiyorum. Sadece kendim gibi birine ihtiyacım var. Korktuğum suskunlukları beraber tamamlayacağım birine. O kadar ağır geliyor ki tek başıma 365 gün bu insanların suratını görmek. Sadece bir insan istiyorum, etiketinin (!) ne olduğu önemli olmayan, sadece aynı beynin kıvrımlarında farklı sessizlikleri tartışabildiğim.


Neden hayatta olduğumu düşünüyorum hala, neden bu yerden hala siktirip gitmediğimi. Neden bu düzene uymak zorunda kaldığımı. Kahrolası savaşma isteği,lanet bir inat bu başka bir şey değil. Diğerleri gibi pes etmeyeceğim ben, kendim olarak kalacağım. bir çocuk kitabı gibi. O tavşan deliğinden sonsuza dek düşmek olsa bile sonum. en azından gerçek mutluluğun tadına bakarken öleceğim.

2 Ağustos 2012 Perşembe

All Of This Could Have Been Yours

Beklemek ne yorucu, ne tüketici bir şey.


Belirsizliklerden nefret ediyorsun, ama sonunu göremediğin bir tavşan deliğinden düşüp duruyorsun.
Paldır küldür iniş yapıyorsun sonra hislerinin tam ortasına.
Bir çocuk kitabı gibiyim oysa ben. Gel bana ve sor, yalan yok, hep dürüstttüm dürüst kalacağım
o kadar zor ki bunca yalanın arasında temiz kalmaya çalışmak.
Öyle kolay ki bu düşüncelerin ruhunu kemirip posanı yalanlarla vücut bulmuş insanların suratına tükürmesi.


Bazen dayanamayacağımı hissediyorum. devam edemeyeceğimi. bu düşüş asla bitmeyen bir döngü gibi artık.
tam vardığımı sandığım an, gene düşüyorum.


Hiç kimsenin yapamadığını yap. lütfen.
yakamdan tut ve çekip çıkar beni bu lanet delikten.

1 Ağustos 2012 Çarşamba

Your Safety Place

" Sen o güvenli bölgeni terkedip bir adım atmadıkça hiç bir halt olmayacak.. "


Neden korkuyorsun?


Kalbinin kırılmasına mı, gururunun incinmesine mi?


hiç kimse sonsuza dek yaşamayacak, çık artık ordan.


çık.

27 Temmuz 2012 Cuma

There is no Hope

Bu sıcakta oturup kendime sarmaktan başka yapacak bir şeyim yok. Ne acı. boktan bir döngünün içine girmiş durumdayım ve bu acınası durumu gördüğüm halde kendimi bu bataklıktan çıkarmak için hiç bir halt yapamıyorum. Hiç bir zaman kimsenin beni anlamadığını düşünmedim. Genelde anlatamadım çünkü. Ya onlar sormadılar, ya ben sustum. Bazen çok içimden gelecek oldu, dayanamadığım, herkesin içinde yok olacakmış gibi hissettiğim anlar oldu, anlatacak oldum, onların gözleri ilgisizce boşluğu tararken, dilimin ucuna gelen kelimeleri yutup sustum. Bundandır, yalnızca yazarım, çünkü hiç bir kelimenin benden bir çıkarı yok, onlar sadık sessiz şekillendiricileri bu hasta zihnimin.


İnsanların kafalarının içinde dönen uğultuları dinledim istemsizce, bazen konuşmayı unuttum, yavaş yavaş vahşileşen iç sesime uydum. Bir parçam kırılganlıktan öldü, diğer parçam kendini ormanın efendisi sanıyor şimdi. Omzumda taşıdığım bu yaşam o kadar ağır gelmeye başladı ki, anlatmayıp susmaya kurban verdiğim o kadar çok şey var ki, yavaş yavaş tüm bilincimin derimi yüzdüğünü hissediyorum artık. Yapabilseydim, Çocukluğumu silerdim zamanın tozlu köşelerinden. Bunu yapabilsem belki her şey kolay olurdu, belki tek derdim para,yeni kıyafetler ya da yeni çıkan makyaj malzemelerinin ne kadar pahalı olduğu hakkında yakınmak olurdu. Değiştiremedim bir geçmişim, yürümek zorunda olduğum belirsiz bir yol ve kafamda susturamadığım bir ton sesle beraber nefes alıyorum şimdi. Kendime olan güvenimle beraber yitirdiğim bir ton hissin arasında kalbimde yer alan o kocaman boşluğa doğru iniyorum. Değişmeyen tüm gerçekliklerle adıyorum bu yazıyı da. Karşılıksız kalmış,kalan ve kalacak tüm sevgilerime, insanların gözü dönmüş bedensel ve zihinsel sömürülerine, dünyanın artık sorgulama gereği duymadığım boktan adalet sistemine ve tanımadığım ama orada bir yerde olduğunu bildiğim 9 yaşındaki o küçük kıza.


Umarım,umarım sen benden güçlü çıkarsın,kimsenin sana dokunmasına izin vermez,vahşileşmezsin. Umarım 9 yaşında küçük bir kadın olarak yaşamına devam etmek zorunda kalmaz, sana zarar vermemeleri için daha fazla bedenini kimsenin bakmak istemeyeceği bir şekile sokmazsın.Unutma,tanımasam bile seni olduğun gibi seviyorum ben,insanların sana ne diyecekleri umurunda olmasın lütfen,kendini sev,kendini "Gerçekten" sev,babanın nereye gittiği önemli değil önemli olan ayaklarının üzerinde ne kadar sağlam durabildiğin unutma. Kimsenin seni kullanmasına izin verme küçük kız, bu çok acılı bir yol olacak,insanların iğrençliğini göreceksin,onlardan kaçma,onlara karşı durmayı öğren,kırılgan taraflarını bir kere görürlerse seni kırmak için ellerinden geleni yapacaklardır. Kendini yalnızca kendine sakla, o zavallılara kendini kanıtlamak zorunda değilsin.Aşık olacaksın bazen,terk edilmelere alış şimdiden,en yakınındakiler bile yapacak bunu. hem zaten içindeki boşluğu ancak seni gerçekten seven biriyle doldurabilirsin,sevilmediğini anladığın yerde durmamayı öğren. Eğer bir gün bir karşılık görürsen sevdiğinden, lütfen korkma sevmekten,bunu söylemekten,dokunmaktan,beklemekten. Güçlü olmayı öğren, katılaşmadan, umudunu yitirmeden, korkmadan,aklını yitirmeden.


Umarım yaşadıklarımı yaşamazsın. Umarım ailen sana inanır ve bir gün bu boktan yazıyı sende yazmak zorunda kalmazsın. Umarım bana dönüşmezsin, adını bile bilmediğim küçük kız. Zaman biraz iz bıraksa da, tüm acıları flulaştırıyor yavaş yavaş inan bana.


Bir gün hiç kimse seni sevmez olursa,beni tanımasanda ben seni seviyor olacağım.
Sen yeter ki ayakta kal, yeter ki aynaya baktığında gördüğünden nefret etme,sen yeter ki bana dönüşme..


hoşçakal.

Deli/k

..Yataktan küfür ederek kalktığım günlerden bir diğeri.Dışarısı katran sıcağı,nefesim ciğerlerime yapışıyor..Günaydın.

" Günlük ritüeline merhaba de küçük yalnız " 

Yatağa yapışmış vaziyette uyanamamayı diliyorum bugün de.Küçük bir sürüngen gibi toprağımın derinliklerine çekilmiş durumdayım bir haftadır.Telefonumun şarjı üç gündür bitemedi,yemek yiyemiyorum,zaten sigara dumanı ve alkol öğünümün tümüne denk,yanında yalnızca ruhumu yiyip bitiriyorum.Televizyonu kapatmayı bile unutuyorum günlerdir,arada bir sesleniyorum tozla perdelenmiş ekrana,gözlerimin içine baktığını sandığım hiç bir oyuncu bana cevap vermiyor.Gidip biraz daha içiyorum,sonsuz ayıklıkla ölüme sarhoşluk arasında adımlar atıyorum.Duvarlar çevremde dönerken onbeş dakikalık sızmalarımda huzur arıyorum.Litrelerce alkol ve sayısız sigara paketi arasında kendime yeni bir dünya kuruyorum.Unutmak,yalnızca unutmak istiyorum.

" Ne zaman hoşçakal demeyi öğreneceksin?Ne zaman karar vermeyi öğreneceksin? "

Kahrolası yaz geceleri.Mutluluktan ölüyormuş taklidi yapıp kandırıyorum kendimi çivi çakılmışçasına geçmek bilmeyen dakikalarda.Kapı çalıyormuş gibi geliyor sanki saatin her bir tıkırtısında.Boşluğa koşup duruyorum belki bir gelen olur diye,en delirmiş halimle bomboş kapı önlerini selamlıyorum.Dışarda birileri nefes alıyor biliyorum.Kendimi unuttum,insanların beni hatırlamasını beklemiyorum.Aynaya bakıyorum,yansımam.. yansımamı bile göremiyorum.

"Bir insan yansımasını kaybedecek kadar yalnız olabilir mi?"

Bugünlerde sesini duyduğum tek kişi çapraz yolda konuşlanmış büfeci.Yorgun adımlarla kendimi sürüyorum,buzdolabından bir iki kutu bira kapıyorum ve o hiç değişmeyen suratın karşısına çıkıyorum.Bana hangi sigaradan istediğimi sorardı hep.Ertesi güne dek duyacağım tek canlı sesinin bu adama ait olması huzurlu bir nefret uyandırırdı içimde.Oysa o bile aynı cevabı duymaktan bıktı,bana artık hangi sigarayı istediğimi sormuyor,duyduğum tek ses toplam ölüm fiyatım.KDV si dahil.

" Şimdi ne olacak? Her şeyi yıkıp yeni baştan mı doğuracaksın kendini.Sen masallardaki anka kuşu değilsin güzelim,ölümlerin bile sınırlı senin. "

Gün geçtikçe,anılarım silikleşiyor.Oysa fil hafızalı olduğumu söylerlerdi hafızam gibi,anılarım gibi,zamanla kalbimde silikleşen tanıdıklarım.Birinden ismimi duymayı özledim sanırım."Kulağıma çalınan dil kalbime oldukça yabancı".Arada yüksek sesle konuşuyorum kim olduğumu unutmamak için,pencereleri açıp güneşin bedenimle sevişmesini sağlıyorum.
Hayatta kalmak zorunda hissediyorum.Siktiğimin yeryüzüne kazık çakmışım gibi hissediyorum.Oysa beni tutan hiçbirşey yok nefes yollarımı tıkamak için.Geçmişten arta kalan son bir umut gibi,içimde titrek nefesiyle soluk almaya çalışan ışık.Yalnızca onun da hayatımda varolmuş diğer düşler gibi sönüp gitmesini bekliyorum.

"Canlandıracak bir nefes yok,yeniden eskiye dönmekten korkuyorum.BEN KORKUYORUM."

Saatlerce aç bırakıyorum bedenimi,acıktıkça kusuyorum.Hiç durmadan birkaç izmarit daha söndürüyorum ruhumun orta yerine.Gözlerim yanıyor.Gece tüm siyahlığıyla odamı işgal ediyor.Sanki suskunluğum beni iyileştirebilecekmiş gibi karanlıkta sessizce oturuyorum.Beynimin içinde yeni şarkılar uyduruyorum.Geçmişte çok sevdiğim hiç bir şarkıya artık tahammül edemiyorum.

Biraz mum yakıyorum bazen.Yatağımın ucuna kıvrılıp sarhoşluğumdan nefret ediyorum.
Uyumak istiyorum,gözlerim rüyalarımda kilitlenmiş,uyuyamıyorum.

Su üstünde çırpınan küçük bir balık gibi sanrılara tutuluyorum sonra.Çarşaflar arasında kanarken buluyorum kendimi.
Sık sık acı çekiyorum.Küfür ediyorum,tırnaklarımla bedenime geçirdiğim her bir günün tarihini kazıyorum.

"İşte gene oluyor." "Hala pes etmemekte ısrarcı mısın?"

Biliyor musunuz,her gece ölü ziyaretleri yapılıyor camdan kalbime.Sessizce gelip gözlerimin içine bakıyorlar.Ruhumun derinliklerine işlemiş sözler fısıldıyorlar tenimin her bir zerresine.Lanetlenmiş çürük çiçekler sunuyorum hepsine ve yalvarıyorum,bir gece gelmesinler,bir gece daha beni öldürmesinler diye.

Kadın

Kadın vardı,hep olanlardan,caddenin hep sağından yürüyüp insanların kırıklıklarını kolesiyon yapanlardan.Farksız,hissiz ya da olabildiğince boğulmuş dokunduklarından..
Ne zaman yağmur yağsa canlanacağına kökleri,daha çok çürürdü.Gökyüzü sanki cehennem,gökyüzü sanki yangın,gökyüzü sanki bir çocuğun kini - demir parmaklıklar ardından bakan.Kadın işte,gene alevlere sardı bedenini..Kaçamazdı ki,bile bile alevlerin ortasında gökyüzüne kaldırdı dallarını,erirdi,yanardı,acırdı.Yandıkça kül olamaz,çürürdü yalnızca bedeni.Kuruttuğu iç denizi yağardı sanki,boğardı kendini iç sellerinde,ellerini toprağa çivilemiş,yanıklarından beden biçmiş,dudaklarını kalbine dikmiş susarak ölürdü.Susarak ölürdü kadın,bedeni toprağına yabancılaşırken,bakışları ölürdü,alevler ölürdü,onun sandığı ruhu dalgalanır topraktan fışkırırdı kankırmızı.
Denizler,okyanuslar çekilir,tuz olur,içine dolardı..

Boğulurdu kadın,bir kez daha,hep kez daha,sonsuz kez defa.
Bakışları birbirine düğümlenmiş bir dünya insanın arasından geçip giderdi,geçip giderlerdi insanlar kadını görmeden,bakışlarına dokunmadan,kanamasını durdurmadan.
Kanardı kadın,litrelerce acı dökülürdü bileklerinden.Toprağın tadını çekerdi içine,dilinin ucunu doyururdu acıya,bedenini doyururdu yalnızlığa.
Kimse onun kim olduğunu bilmezdi,kimse göremezdi dallarının kırılganlığını.
Yürüdüğü yollarda ardında ekmek kırıntıları bırakırdı biri gelir diye belki,ama kimse gitmezdi tek başına sekerek yaşlarından yol çizerek yürürdü kadın.İçini doldurduğu yabancı görünmez oluverirdi,çırılçıplak kalırdı kadın,üşürdü yalnızlığından..

Ara/lık

      Her gece aynı sessizliğe uyanıyor gözlerim. Hiç değişmeyen, aynılığın tüm tadını koyu gri taş renklerine bulaştırmış, dışı kocaman içi küçücük bu mezarlığa uyanıyorum gene. Kalbim felcini çözebilseydi eğer kurtulabilmek için bir şansı da olurdu. Biliyordum artık, ölü şanslar ruletinde tüm kurşunlar bilinçaltımı sıvamıştı aklımın duvarlarına ve her gece aynı toprağa basan ayaklarım yolunu ezberlemiş, çürük çiçeklerim ve bileklerimle ölü kokan bu yere ait tek gerçeğimdi aklımın bu virane, bu iki acı bir çocuk telaşı duvarları.


       Kül yağıyordu gökyüzünün gözbebeklerinden ve ben tırnaklarımı toprağın kalbine daldırıp, mezarlığımın daimi misafirlerini göğsüme bastırıyordum teker teker. Ruhumun dizginlenemez küçük bir ritüeliydi artık iç ölülerimle sevişme kabiliyetim. Göz yangınımı durduramıyordum iç denizimin plastikleşmiş kumsallarını aşıp. Küllere doymuş bedenlerimi gözyaşlarımla emziriyordum, yetmiyordu. Ben kanattıkça onlar daha çok kırılıyorlardı avuçlarımın içerisinde..


     Kalbim, savunmasız arsızım, üzerini örttüğün cesetlerine taze mezarlar biçmekten, ruhunun gözlerini, geçmişinin akbabalarına yedirmekten vazgeç. Vazgeç ki, yeni nefesler alıp verebil ölümlü ciğerlerine.


    Sen de iyi bilirsin ki, geçmişinin ölüleri yalnızca senin etinden beslenebilecek birer leş yiyicidir artık.

15 Haziran 2012 Cuma

Her şey çok karışıkmış bu ara.


Bazen gerçekten ne yapmam gerektiğini kestiremiyorum, ya da ne hissetmem gerektiğini bilmiyorum. Zamana bırakmam yönünde konuşmalar yapıyor insanlar bana. Zamana bırakmak nedir, bir şeyi aklından çıkaramıyorsan nasıl zaman içinde kaybolup gitmesine izin verebilirsin ki?

   Bu ara boş boş bilgisayara bakıyorum. Film izleyip,bir iki kitap karıştırıyorum. Bol bol yemek tarifi öğrenip hiç birini yapmıyorum mesela. Yarım yamalak takip ettiğim dizileri ne idüğü belirsiz yemeklerle tamamlıyorum. Progressive rock/metal arşivimi genişletiyorum, binlerce kez dinlediğim şarkıların üzerinden geçip geçip duruyorum. Ders bile çalışıyorum lan ben! Ama zamana bırakamıyorum. Sigarayı bile azalttım, ne bileyim günlük biralarımdan vazgeçtim falan. İşin kötüsü,olabildiğince evde kalıp olabildiğince sakin düşünmeye çalıştıkça aklımı toz duman edecek bir ton olayla uğraşmaya başladım. 

    Karaktersiz insanların nefes alıp verdiği şu dünyada sakin olmak çok zor. Katı kurallarıyla ayakta duran, insanların dibine yaklaşmasını engellemek için etrafına zehirli çiçekler eken biriyim yalnızca ben. Komik olan, olduğum "şey" le başa çıkmaya çalışıp, hissettiğim bir iki küçük hissi zamana bırakma zorunda kalmam. Beynimin içinde kocaman bir dünya yaşıyor, susmak bilmeyen.

    Şimdiye kadar kendimi susturmak için denemediğim ne kaldı?   

    daha ne kaldı ki?