27 Temmuz 2012 Cuma

There is no Hope

Bu sıcakta oturup kendime sarmaktan başka yapacak bir şeyim yok. Ne acı. boktan bir döngünün içine girmiş durumdayım ve bu acınası durumu gördüğüm halde kendimi bu bataklıktan çıkarmak için hiç bir halt yapamıyorum. Hiç bir zaman kimsenin beni anlamadığını düşünmedim. Genelde anlatamadım çünkü. Ya onlar sormadılar, ya ben sustum. Bazen çok içimden gelecek oldu, dayanamadığım, herkesin içinde yok olacakmış gibi hissettiğim anlar oldu, anlatacak oldum, onların gözleri ilgisizce boşluğu tararken, dilimin ucuna gelen kelimeleri yutup sustum. Bundandır, yalnızca yazarım, çünkü hiç bir kelimenin benden bir çıkarı yok, onlar sadık sessiz şekillendiricileri bu hasta zihnimin.


İnsanların kafalarının içinde dönen uğultuları dinledim istemsizce, bazen konuşmayı unuttum, yavaş yavaş vahşileşen iç sesime uydum. Bir parçam kırılganlıktan öldü, diğer parçam kendini ormanın efendisi sanıyor şimdi. Omzumda taşıdığım bu yaşam o kadar ağır gelmeye başladı ki, anlatmayıp susmaya kurban verdiğim o kadar çok şey var ki, yavaş yavaş tüm bilincimin derimi yüzdüğünü hissediyorum artık. Yapabilseydim, Çocukluğumu silerdim zamanın tozlu köşelerinden. Bunu yapabilsem belki her şey kolay olurdu, belki tek derdim para,yeni kıyafetler ya da yeni çıkan makyaj malzemelerinin ne kadar pahalı olduğu hakkında yakınmak olurdu. Değiştiremedim bir geçmişim, yürümek zorunda olduğum belirsiz bir yol ve kafamda susturamadığım bir ton sesle beraber nefes alıyorum şimdi. Kendime olan güvenimle beraber yitirdiğim bir ton hissin arasında kalbimde yer alan o kocaman boşluğa doğru iniyorum. Değişmeyen tüm gerçekliklerle adıyorum bu yazıyı da. Karşılıksız kalmış,kalan ve kalacak tüm sevgilerime, insanların gözü dönmüş bedensel ve zihinsel sömürülerine, dünyanın artık sorgulama gereği duymadığım boktan adalet sistemine ve tanımadığım ama orada bir yerde olduğunu bildiğim 9 yaşındaki o küçük kıza.


Umarım,umarım sen benden güçlü çıkarsın,kimsenin sana dokunmasına izin vermez,vahşileşmezsin. Umarım 9 yaşında küçük bir kadın olarak yaşamına devam etmek zorunda kalmaz, sana zarar vermemeleri için daha fazla bedenini kimsenin bakmak istemeyeceği bir şekile sokmazsın.Unutma,tanımasam bile seni olduğun gibi seviyorum ben,insanların sana ne diyecekleri umurunda olmasın lütfen,kendini sev,kendini "Gerçekten" sev,babanın nereye gittiği önemli değil önemli olan ayaklarının üzerinde ne kadar sağlam durabildiğin unutma. Kimsenin seni kullanmasına izin verme küçük kız, bu çok acılı bir yol olacak,insanların iğrençliğini göreceksin,onlardan kaçma,onlara karşı durmayı öğren,kırılgan taraflarını bir kere görürlerse seni kırmak için ellerinden geleni yapacaklardır. Kendini yalnızca kendine sakla, o zavallılara kendini kanıtlamak zorunda değilsin.Aşık olacaksın bazen,terk edilmelere alış şimdiden,en yakınındakiler bile yapacak bunu. hem zaten içindeki boşluğu ancak seni gerçekten seven biriyle doldurabilirsin,sevilmediğini anladığın yerde durmamayı öğren. Eğer bir gün bir karşılık görürsen sevdiğinden, lütfen korkma sevmekten,bunu söylemekten,dokunmaktan,beklemekten. Güçlü olmayı öğren, katılaşmadan, umudunu yitirmeden, korkmadan,aklını yitirmeden.


Umarım yaşadıklarımı yaşamazsın. Umarım ailen sana inanır ve bir gün bu boktan yazıyı sende yazmak zorunda kalmazsın. Umarım bana dönüşmezsin, adını bile bilmediğim küçük kız. Zaman biraz iz bıraksa da, tüm acıları flulaştırıyor yavaş yavaş inan bana.


Bir gün hiç kimse seni sevmez olursa,beni tanımasanda ben seni seviyor olacağım.
Sen yeter ki ayakta kal, yeter ki aynaya baktığında gördüğünden nefret etme,sen yeter ki bana dönüşme..


hoşçakal.

Deli/k

..Yataktan küfür ederek kalktığım günlerden bir diğeri.Dışarısı katran sıcağı,nefesim ciğerlerime yapışıyor..Günaydın.

" Günlük ritüeline merhaba de küçük yalnız " 

Yatağa yapışmış vaziyette uyanamamayı diliyorum bugün de.Küçük bir sürüngen gibi toprağımın derinliklerine çekilmiş durumdayım bir haftadır.Telefonumun şarjı üç gündür bitemedi,yemek yiyemiyorum,zaten sigara dumanı ve alkol öğünümün tümüne denk,yanında yalnızca ruhumu yiyip bitiriyorum.Televizyonu kapatmayı bile unutuyorum günlerdir,arada bir sesleniyorum tozla perdelenmiş ekrana,gözlerimin içine baktığını sandığım hiç bir oyuncu bana cevap vermiyor.Gidip biraz daha içiyorum,sonsuz ayıklıkla ölüme sarhoşluk arasında adımlar atıyorum.Duvarlar çevremde dönerken onbeş dakikalık sızmalarımda huzur arıyorum.Litrelerce alkol ve sayısız sigara paketi arasında kendime yeni bir dünya kuruyorum.Unutmak,yalnızca unutmak istiyorum.

" Ne zaman hoşçakal demeyi öğreneceksin?Ne zaman karar vermeyi öğreneceksin? "

Kahrolası yaz geceleri.Mutluluktan ölüyormuş taklidi yapıp kandırıyorum kendimi çivi çakılmışçasına geçmek bilmeyen dakikalarda.Kapı çalıyormuş gibi geliyor sanki saatin her bir tıkırtısında.Boşluğa koşup duruyorum belki bir gelen olur diye,en delirmiş halimle bomboş kapı önlerini selamlıyorum.Dışarda birileri nefes alıyor biliyorum.Kendimi unuttum,insanların beni hatırlamasını beklemiyorum.Aynaya bakıyorum,yansımam.. yansımamı bile göremiyorum.

"Bir insan yansımasını kaybedecek kadar yalnız olabilir mi?"

Bugünlerde sesini duyduğum tek kişi çapraz yolda konuşlanmış büfeci.Yorgun adımlarla kendimi sürüyorum,buzdolabından bir iki kutu bira kapıyorum ve o hiç değişmeyen suratın karşısına çıkıyorum.Bana hangi sigaradan istediğimi sorardı hep.Ertesi güne dek duyacağım tek canlı sesinin bu adama ait olması huzurlu bir nefret uyandırırdı içimde.Oysa o bile aynı cevabı duymaktan bıktı,bana artık hangi sigarayı istediğimi sormuyor,duyduğum tek ses toplam ölüm fiyatım.KDV si dahil.

" Şimdi ne olacak? Her şeyi yıkıp yeni baştan mı doğuracaksın kendini.Sen masallardaki anka kuşu değilsin güzelim,ölümlerin bile sınırlı senin. "

Gün geçtikçe,anılarım silikleşiyor.Oysa fil hafızalı olduğumu söylerlerdi hafızam gibi,anılarım gibi,zamanla kalbimde silikleşen tanıdıklarım.Birinden ismimi duymayı özledim sanırım."Kulağıma çalınan dil kalbime oldukça yabancı".Arada yüksek sesle konuşuyorum kim olduğumu unutmamak için,pencereleri açıp güneşin bedenimle sevişmesini sağlıyorum.
Hayatta kalmak zorunda hissediyorum.Siktiğimin yeryüzüne kazık çakmışım gibi hissediyorum.Oysa beni tutan hiçbirşey yok nefes yollarımı tıkamak için.Geçmişten arta kalan son bir umut gibi,içimde titrek nefesiyle soluk almaya çalışan ışık.Yalnızca onun da hayatımda varolmuş diğer düşler gibi sönüp gitmesini bekliyorum.

"Canlandıracak bir nefes yok,yeniden eskiye dönmekten korkuyorum.BEN KORKUYORUM."

Saatlerce aç bırakıyorum bedenimi,acıktıkça kusuyorum.Hiç durmadan birkaç izmarit daha söndürüyorum ruhumun orta yerine.Gözlerim yanıyor.Gece tüm siyahlığıyla odamı işgal ediyor.Sanki suskunluğum beni iyileştirebilecekmiş gibi karanlıkta sessizce oturuyorum.Beynimin içinde yeni şarkılar uyduruyorum.Geçmişte çok sevdiğim hiç bir şarkıya artık tahammül edemiyorum.

Biraz mum yakıyorum bazen.Yatağımın ucuna kıvrılıp sarhoşluğumdan nefret ediyorum.
Uyumak istiyorum,gözlerim rüyalarımda kilitlenmiş,uyuyamıyorum.

Su üstünde çırpınan küçük bir balık gibi sanrılara tutuluyorum sonra.Çarşaflar arasında kanarken buluyorum kendimi.
Sık sık acı çekiyorum.Küfür ediyorum,tırnaklarımla bedenime geçirdiğim her bir günün tarihini kazıyorum.

"İşte gene oluyor." "Hala pes etmemekte ısrarcı mısın?"

Biliyor musunuz,her gece ölü ziyaretleri yapılıyor camdan kalbime.Sessizce gelip gözlerimin içine bakıyorlar.Ruhumun derinliklerine işlemiş sözler fısıldıyorlar tenimin her bir zerresine.Lanetlenmiş çürük çiçekler sunuyorum hepsine ve yalvarıyorum,bir gece gelmesinler,bir gece daha beni öldürmesinler diye.

Kadın

Kadın vardı,hep olanlardan,caddenin hep sağından yürüyüp insanların kırıklıklarını kolesiyon yapanlardan.Farksız,hissiz ya da olabildiğince boğulmuş dokunduklarından..
Ne zaman yağmur yağsa canlanacağına kökleri,daha çok çürürdü.Gökyüzü sanki cehennem,gökyüzü sanki yangın,gökyüzü sanki bir çocuğun kini - demir parmaklıklar ardından bakan.Kadın işte,gene alevlere sardı bedenini..Kaçamazdı ki,bile bile alevlerin ortasında gökyüzüne kaldırdı dallarını,erirdi,yanardı,acırdı.Yandıkça kül olamaz,çürürdü yalnızca bedeni.Kuruttuğu iç denizi yağardı sanki,boğardı kendini iç sellerinde,ellerini toprağa çivilemiş,yanıklarından beden biçmiş,dudaklarını kalbine dikmiş susarak ölürdü.Susarak ölürdü kadın,bedeni toprağına yabancılaşırken,bakışları ölürdü,alevler ölürdü,onun sandığı ruhu dalgalanır topraktan fışkırırdı kankırmızı.
Denizler,okyanuslar çekilir,tuz olur,içine dolardı..

Boğulurdu kadın,bir kez daha,hep kez daha,sonsuz kez defa.
Bakışları birbirine düğümlenmiş bir dünya insanın arasından geçip giderdi,geçip giderlerdi insanlar kadını görmeden,bakışlarına dokunmadan,kanamasını durdurmadan.
Kanardı kadın,litrelerce acı dökülürdü bileklerinden.Toprağın tadını çekerdi içine,dilinin ucunu doyururdu acıya,bedenini doyururdu yalnızlığa.
Kimse onun kim olduğunu bilmezdi,kimse göremezdi dallarının kırılganlığını.
Yürüdüğü yollarda ardında ekmek kırıntıları bırakırdı biri gelir diye belki,ama kimse gitmezdi tek başına sekerek yaşlarından yol çizerek yürürdü kadın.İçini doldurduğu yabancı görünmez oluverirdi,çırılçıplak kalırdı kadın,üşürdü yalnızlığından..

Ara/lık

      Her gece aynı sessizliğe uyanıyor gözlerim. Hiç değişmeyen, aynılığın tüm tadını koyu gri taş renklerine bulaştırmış, dışı kocaman içi küçücük bu mezarlığa uyanıyorum gene. Kalbim felcini çözebilseydi eğer kurtulabilmek için bir şansı da olurdu. Biliyordum artık, ölü şanslar ruletinde tüm kurşunlar bilinçaltımı sıvamıştı aklımın duvarlarına ve her gece aynı toprağa basan ayaklarım yolunu ezberlemiş, çürük çiçeklerim ve bileklerimle ölü kokan bu yere ait tek gerçeğimdi aklımın bu virane, bu iki acı bir çocuk telaşı duvarları.


       Kül yağıyordu gökyüzünün gözbebeklerinden ve ben tırnaklarımı toprağın kalbine daldırıp, mezarlığımın daimi misafirlerini göğsüme bastırıyordum teker teker. Ruhumun dizginlenemez küçük bir ritüeliydi artık iç ölülerimle sevişme kabiliyetim. Göz yangınımı durduramıyordum iç denizimin plastikleşmiş kumsallarını aşıp. Küllere doymuş bedenlerimi gözyaşlarımla emziriyordum, yetmiyordu. Ben kanattıkça onlar daha çok kırılıyorlardı avuçlarımın içerisinde..


     Kalbim, savunmasız arsızım, üzerini örttüğün cesetlerine taze mezarlar biçmekten, ruhunun gözlerini, geçmişinin akbabalarına yedirmekten vazgeç. Vazgeç ki, yeni nefesler alıp verebil ölümlü ciğerlerine.


    Sen de iyi bilirsin ki, geçmişinin ölüleri yalnızca senin etinden beslenebilecek birer leş yiyicidir artık.