27 Temmuz 2012 Cuma

Ara/lık

      Her gece aynı sessizliğe uyanıyor gözlerim. Hiç değişmeyen, aynılığın tüm tadını koyu gri taş renklerine bulaştırmış, dışı kocaman içi küçücük bu mezarlığa uyanıyorum gene. Kalbim felcini çözebilseydi eğer kurtulabilmek için bir şansı da olurdu. Biliyordum artık, ölü şanslar ruletinde tüm kurşunlar bilinçaltımı sıvamıştı aklımın duvarlarına ve her gece aynı toprağa basan ayaklarım yolunu ezberlemiş, çürük çiçeklerim ve bileklerimle ölü kokan bu yere ait tek gerçeğimdi aklımın bu virane, bu iki acı bir çocuk telaşı duvarları.


       Kül yağıyordu gökyüzünün gözbebeklerinden ve ben tırnaklarımı toprağın kalbine daldırıp, mezarlığımın daimi misafirlerini göğsüme bastırıyordum teker teker. Ruhumun dizginlenemez küçük bir ritüeliydi artık iç ölülerimle sevişme kabiliyetim. Göz yangınımı durduramıyordum iç denizimin plastikleşmiş kumsallarını aşıp. Küllere doymuş bedenlerimi gözyaşlarımla emziriyordum, yetmiyordu. Ben kanattıkça onlar daha çok kırılıyorlardı avuçlarımın içerisinde..


     Kalbim, savunmasız arsızım, üzerini örttüğün cesetlerine taze mezarlar biçmekten, ruhunun gözlerini, geçmişinin akbabalarına yedirmekten vazgeç. Vazgeç ki, yeni nefesler alıp verebil ölümlü ciğerlerine.


    Sen de iyi bilirsin ki, geçmişinin ölüleri yalnızca senin etinden beslenebilecek birer leş yiyicidir artık.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder