17 Mart 2016 Perşembe

*İlk bıçak

Sanki yapışkan bir katran denizinin içine düşmüşüm de, çırpındıkça her yanım siyah, batıyormuşum gibi. Ne kadar yoruldum, tanrım, çok yorgunum.  Hayatımda mantıklı kararlar veremeyeceğim bir dönemle karşılaşabileceğimi hiç düşünmemiştim. Ve şimdi, bayağı bayağı, tam ortasında duruyorum bu beklenilmeyen durumun. Kendime sorular sorduğumda ulaştığım tek bir sonuç oldu hep : Kurtulmam gerek senden. Kalbimi karartıp, ruhumu lekeledin ve ben senden - yıllar geçmesine rağmen - hala kurtulamadım. Neden bırakamıyorum, neden zamana bıraktığım halde, dünya üzerinde yaşayan en kötü insana dönüşebilip iki boktan yıl boyunca başka biri ile seni silmeye çalıştığım halde (gerçi beni sevmiyordu zaten) UĞRAŞTIĞIM halde senden kurtulamıyorum? Neden? Bunu biliyordun değil mi? Bırakıp gidemeyeceğimi biliyordun. Dünya üzerinde beni umursayacak son insan bile değilsin halbuki. Yalnızca bir yerlerde, bir şekilde ismimi duyduğun zaman -istemsizce- hatırlıyorsun beni. Ucuz bir akşamüstü eğlencesi yapardın aslında bu yazıyı okuyabilseydin. Komik, kendime karşı gerçekçi olmayı başaralı çok uzun yıllar oldu. Beni bir gerizekalı gibi gördüğün gerçeğiyle barışalı da çok oldu yani. Biliyor musun, umurumda değil. Ne düşündüğün umurumda değildi, olmayacak. Ben yalnızca kendi hissettiklerimden sorumluyum ve bu lanet yazıyı yazmaya ihtiyacım var çünkü bazen dayanamadığımı hissediyorum.

Bakarsan hayatıma çok güzel devam ediyorum aslında. Karşına çıkamayacak yazılar yazmayı seviyorum,beni rahatlatıyor. Konuşmayalı da 3 yıl oldu sanırım, en son gördüğünde olduğu gibi, yazmaya çizmeye devam işte. Yığınla iğrenç sorunum var hala ve onları çözmeye çalışıyorum. İnsanlıkla hala derdim var. Ama işte bir yerde, durup derin soluk aldığın bir yerde gözünün önüne gelen insanı sen seçemiyorsun işte. Yıllar sonra sevmediğim biriyle beraber olup sana benzeyen,ya da seni hatırlatan saçmasapan birşey ile karşılaştığımda kalbimin çarpmasından korkuyorum belki de. Oysa sen, "İnsanlara nasıl bok gibi davranılır?" adlı bir ders açılsa, 101'ini verecek insansın. Buna rağmen, hiçbirşey yaşamadığımız halde,nasıl oldu da yıllardır sızlayan bir kağıt kesiği açtın bende bilemiyorum. Senin aksine, sana ve hayatına hala saygı duyuyorum. Zamanında başkaları üzerinden bana ONU SEVMESİN tadında mesajlar yollamasına rağmen, yıllardır beraber olduğun kadına da saygı duyuyorum. Oysa ki ben, sırf o rahatsız olmasın diye ölü taklidi yapıyordum resmen hahah. Umarım bir yerlerde mutlusunuzdur. Umarım bir yerlerde güzel işler başarıyorsundur. Çünkü bence bunu hakediyordun. Kar küresi kırılganlığındaki kalbimi sana açmak tamamen benim hatamdı. Heyecanlıydım, küçüktüm, ilk kez böyle birşey yaşıyordum. Ne dersen de. Ben yalnızca, bir zamanlar kalbinde hala kararmamış bir yer olabileceğine inanmış ve ona dokunmak istemiştim. Bilemezdim ki, tüm ruhunu kapladığını. Ben seni o karanlığın içinde sevebileceğime inanmışım galiba. 

Şimdi üçüncü sınıf Yeşilçam filmlerinden fırlamış boktan bir duygusal fırtınanın ortasındayım, ve kimseye hala sen, "sen" olduğun için yeni bir şeylere başlayamadığımı anlatamıyorum. Çünkü sen artık, sessizliklerimde koruduğum güzel bir anıt oldun benim için. Biliyor musun, arkadaşın müthiş bir insan, emin ol çok mutlu olurdum onunla başka bir insan olsaydım. Ama ben kimseyi istemiyorum, kimseyi isteyemiyorum da zaten. Kendimi kandıracak halim yok, onunsa kalbi kırılmaya kalkılmayacak kadar güzel. Sanma ki seninle ilgili müthiş uçuk hayallerim oldu da bu beni buralara kadar getirdi. Seninle beraber olabilme ihtimalimi bir an olsun bile DÜŞÜNMEDİM. Çok garip, sanki kangrenim gibiydin benim için. Vücudumun bir parçası olsan da beni zehirleyen birşey gibiydin. Uymuyordun, ama aslında sen benim aynaya baktığımda gördüğüm insandın. Nasıl ifade edilebilir başka bilmiyorum. Formunu kaybettiği için asla eski yerine oturamayan kayıp parçam gibiydin. Her neyse, şimdi yoksun, artık yoksun, olmayacaksın da.
Bitecek biliyorum, bir şekilde bitecek.
Gene de, yine de, nasıl dersen de,
Keşke o yazıyı okusaydım..